
Tasarım, Cesaret ve Kimlik: Mekânlara Ruh Katan Yolculuk
Melda Hanım, siz gördüğümüz kadarıyla başarı odaklı ve bunun için cesareti olan bir kadınsınız. Yaptığınız işlerdeki başarılar da bunu gösteriyor ve sonuçta karşımızda güçlü bir iş kadını görüyoruz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Teşekkür ederim. Aslında bunu bir ‘başarı hikayesi’ olarak değil, bir bakış açısı olarak görüyorum. Ne yapıyorsam, sıradan yapmamaya çalışıyorum. Detaylara takılan, standartla yetinmeyen bir yapım var.
Başarı da bence biraz buradan geliyor. Çünkü çoğu insan bir noktada duruyor, ben durmamayı tercih ediyorum. Daha iyisi mümkünse, onu zorlarım. Cesaret kısmı ise şu: risk almadan fark yaratılmıyor. Konfor alanında kalınca herkes birbirine benziyor. Ben biraz ayrışmayı seviyorum.
Kısacası; disiplin, yüksek standart ve biraz da inat… Sanırım beni tanımlayan şey bu.
Aslında çocukluğunuzda bir iç mimar olacağınız belliymiş. Organizasyonlarda öne çıkmanız, kendi çabalarınızla mahallenizde bir şeyler yaratmaya çalışmanız bugün bu kadını karşımızda göreceğimizin kanıtı gibi duruyor. Neler yaptınız mesleğe girene kadar?
İlkokul yıllarımda bile anket defterlerine mimar olmak istediğimi yazmışım. Hayatta ne olmak istiyorsunuz diye sorduklarında; ‘Başarılı bir iş kadını olmak’ diye söylerdim. Çok gezdim, çok gördüm. Farklı ülkeler, şehirler.. Mimari dokuları, iç mekan tasarımları, teknolojik çözümleri.. Hayal gücünüzü sınırlandırmamak adına her zaman daha fazlası olduğunu bilmelisiniz. Her sene mutlaka farklı bir ülkeye giderim. Dünyanın farklı yerlerindeki tasarım fuarlarını gezerim.
Bunların hepsinden önce ticaretle uğraşan bir aileden geliyorum. İstediğiniz kadar başarılı bir tasarımcı, mimar ya da iç mimar olun.. Kendi işinizi iyi sunamıyorsanız. Başarılı olma şansınız maalesef yok bu bağlamda her zaman iyi bir ekibiniz olmalı.
Babam çok küçük yaşlarda beni şantiyelere götürürdü. Türkiye’nin dört bir yanında farklı projelerin öncesini ver sonrasını görme şansım oldu. Ne kadar mucizevi bir olay olduğunu düşünür dururdum. 1 sene önce sadece toprak araziyken, 1 sene sonra görkemli bir otel projesine dönüşürdü. Gözlemek çok önemli. Üniversite yıllarında herkes yaz tatiline giderken, benim günlerim şantiye stajlarında geçerdi. Bu bağlamda hem ailem sayesinde hem de kendi kişisel özverimle mesleğe 1-0 önde girdim.
Bir süre yurt dışında çalıştıktan sonra ülkeye döndünüz ve Suudi Arabistan’ın en meşhur restoran zinciri olan Sultan’s’ın tasarımını yaptınız, bunu hayata geçirdiniz. Bu çok gurur verici bir şey. Neler yaşadınız o dönemde?
Evet, aslında bu proje benim için bir kırılma noktasıydı. Yurt dışı deneyiminden sonra Türkiye’ye döndüğümde kurumsal bir yapının içindeydim ama bir noktada şunu fark ettim; üretmek istediğim şey ile bulunduğum yapı arasında bir sınır vardı. Daha özgür, daha iddialı ve daha karakterli işler yapmak istiyordum. Sultan’s Riyadh projesi de tam bu noktada karşıma çıktı. Bu yüzden kurumsalı bırakmak benim için bir risk değil, bilinçli bir karardı. Çünkü bu projede sadece bir tasarım yapmayacaktım; bir markanın kimliğini mekâna dönüştürme fırsatı yakalıyordum.
Süreç çok yoğun ve zaman zaman zorlayıcıydı. Farklı bir coğrafya, farklı beklentiler ve yüksek bir marka değeri… Ama aynı zamanda inanılmaz öğreticiydi. Tasarımın sadece estetikten ibaret olmadığını, kültür, deneyim ve algı yönetimiyle ne kadar iç içe olduğunu bu projede çok net gördüm.
Bugün dönüp baktığımda, iyi ki o konfor alanından çıkmışım diyorum. Çünkü bazen büyümek için doğru projeye ‘evet’ diyebilmek gerekiyor. Sultan’s Riyadh da benim için tam olarak öyle bir adımdı.
Yaratıcı tasarımlarınız yurt içinde ve yurt dışında size büyük başarılar sağlıyor. Peki, tasarımlarınızın ilhamını nereden alıyorsunuz?
Aslında başarı gerçek bir iç mimar için ilham almaktan ziyade ihtiyaca yönelik en uygun tasarımı yapmak ile ilgili. Tasarıma başlanırken ihtiyaçlar doğrultusunda kafada canlanan bir proje olmuş oluyor ve onun etrafında ekip arkadaşlarımızla birlikte beyin fırtınası yapıyoruz. Ama sanatçı kimliğime soruyor olursanız bence bana dinlediğim müzikler, gördüğüm güzel sokaklar ve doğa manzaraları tasarıma başlama noktalarım olabilir. Ama önceliğimiz ergonomik çözümler ve müşteri ihtiyaçları.
En fazla sevdiğiniz ve çalışmaktan keyif aldığınız sektör hangisi?
En çok keyif aldığım ve kendimi en iyi ifade edebildiğim alan kesinlikle HoReCa sektörü; yani hotel, restaurant ve café projeleri. Çünkü bu alanda tasarım sadece görsel bir sonuç değil, doğrudan deneyime dönüşüyor. İnsanların bir mekâna girip orada vakit geçirmesi, hissetmesi ve tekrar gelmek istemesi tamamen yarattığınız atmosferle ilgili.
HoReCa projelerinde her detayın bir karşılığı var; ışık, malzeme, akış, hatta kokunun bile. Bu da tasarımı çok daha dinamik ve yaşayan bir şeye dönüştürüyor. Ben de tam olarak bu etkiyi yaratabildiğim projelerde çalışmayı seviyorum. Çünkü ortaya sadece bir mekan değil, güçlü bir deneyim çıkıyor.
Bildiğimiz kadarıyla “Melhome” adında bir de mobilya firmanız mevcut, biraz bahsedebilir misiniz? Mobilyaya nasıl atıldınız ve hizmetleriniz neler?
“Melhome” aslında bizim tasarım yaklaşımımızın doğal bir uzantısı olarak ortaya çıktı. 2020 yılında, projelerimizde istediğimiz kaliteyi ve tasarım dilini tam anlamıyla yansıtabilmek için kendi mobilya markamızı kurduk.
Üretimimizi Ankara Siteler’de gerçekleştiriyoruz. Bu da bize hem üretim sürecine birebir hâkim olma hem de detay kalitesini kontrol etme avantajı sağlıyor. Aynı zamanda mağazalarımız da yine Ankara Siteler ve İstanbul Emirgan’da yer alıyor.
Mobilyaya yönelmemizin en temel sebebi, iç mimari projelerde tasarladığımız mekanların ruhunu tamamlayan doğru ürünleri bulmakta zorlanmamızdı. Bu noktada “neden kendi ürünlerimizi üretmiyoruz?” sorusu aslında Melhome’un çıkış noktası oldu. Bugün Melhome bünyesinde; özel ölçü üretim mobilyalar, projeye özel tasarım ürünler ve anahtar teslim iç mimari projelere entegre çözümler sunuyoruz. Amacımız sadece bir ürün satmak değil, mekanın bütününü doğru kurgulayan, kullanıcıya hem estetik hem konfor sunan bir deneyim oluşturmak.
Müşterileriniz Melhome’u neden tercih etmeli, sizi diğer markalardan ayıran en önemli fark nedir?
Melhome’u tercih etmelerinin en önemli sebebi, bizim sadece mobilya satan bir marka olmamamız. Biz mekânın tamamını düşünen, tasarım ve üretimi birlikte yöneten bir ekibiz.
İç mimarlık altyapımız sayesinde her ürünü bulunduğu alanla birlikte kurguluyoruz. Yani ortaya çıkan şey sadece estetik bir obje değil, gerçekten yaşayan ve doğru çalışan bir mekân oluyor.
Üretimin tamamen bizim kontrolümüzde olması, bizi en çok güçlendiren noktalardan biri. Sürecin başından sonuna kadar işin içindeyiz; bu da hem kaliteyi hem de detayları birebir yönetebilmemizi sağlıyor. Bizi diğer markalardan ayıran en net fark ise standart üretim yapmamamız. Her işi, her müşteriyi ayrı ele alıyoruz. Kopya değil, gerçekten o kişiye ait bir tasarım çıkarıyoruz. Melhome’da mesele ürün değil; doğru kurgulanmış bir yaşam alanı yaratmak.
